

Bilgi Evinde “Masal Saati” ilgiyle devam ediyor. Masalları önemsiyoruz, çünkü masallarla çocukların dünyasına sihirli dokunuşlar yapabiliyor, onların ruhlarında olumlu etkiler bırakabiliyoruz… Bu hafta masal saatinde çok bilindik bir masalı, “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını mercek altına aldık. “Şimdiye kadar olayı hep kırmızı başlıklı kızın ağzından dinlemiştik; bir de kurda kulak verelim, bakalım o bize neler anlatacak görelim” dedik. Merakla dinlemeye başladık:
Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi; kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek! Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka.. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu! Yürüyüşü bile normal değildi. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım takıldı bir kere..

“Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri” dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini kontrol etmek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum. Neyse uzatmayayım… Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum. Sorduğumda “Evet o küçük kız benim torunum” dedi. Ben de sorumlu bir kişi olarak; “Bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha!” dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı.. Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O yatağın altına saklandı, ben onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım. Küçük kız biraz sonra içeri girdi.
Seslendi, cevap verdim. Ne şaşkın bir çocuk! Beni büyükannesi sanmıştı. Ben benim büyükannemi değil sesinden, kokusundan bile tanırım oysa!. Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz. Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey hiç sorulur mu? Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle cevapladım. “Seni iyi dinlemek için” dedim ama bu sefer de kalkıp burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı? Bu kız hiç mi hiç terbiye almamış. Ben zaten burnumu kompleks haline getirmişim, özgüvenim sallantıda. Psikologlar, estetikçiler… Dünya para harcıyorum ama nafile. Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı? Tabi ki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız? O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım. Birden ne olsa beğenirsiniz! Bir kocaman avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi. Beni “Seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?” diye suçlamaz mı? Hâlbuki büyükannenin kılına dahi dokunmamıştım; O da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı bile. Malum yaşlılık, kulakları iyi duymuyor. Avcı mahkeme yapmadan infaz kararımı vermişti bir kez. Tabi ben de adalet bulamayacağımı, hatta canımı yitireceğimi anlayıp pencereden dışarı zor attım kendimi. Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o günden beri ormanda yüzümü rahat rahat gösteremez oldum. Adım haine çıktı! Aman çocuklar, canım çocuklar! Aslında ben suçsuzum…
Ee.. Ne diyelim, karar, masallar diyarının sultanları olan siz sevgili çocuklara ait..














